Dertli Kerem yine iş başında!

0 dakikada yazıldı

5628 defa okundu

Düzenle

Yazmadan edemeyeceğim :) Son dört gündür bilgisayar başında olup insan
yüzü görmediğim için artık sadece blogum aracılığı ile bir sosyalleşme
çabasına girmek zorunda kalıyorum. Beni hoş görün.

Görgüsüzülük No:1

Geçenlerde "Iron Man" adındaki filmi izlemek üzere Mecidiyeköy
Profilo Alışveriş Merkezin'e gittik canım kardeşimle :) Aklına
takılanlara söyliyim, film bence güzeldi. Tahmin edilenin aksine salt
çocukça değildi. Neyse konumuza dönelim. Sinema biletlerini aldıktan
sonra birşeyler yiyelim diyerek etrafta gezmeye başladık. Radikal bir
karar verip "Yeter Fast Food, take it easy, slow down" diyerek
kardeşim Çin yemeği yedi ben ise salata yemeye karar verdim :) Yine
tahmin edeceğiniz aksine salataya bayılırım.

"İçecek + Açık Büfe Salat + Ana Yemek = 9 YTL"

Yukarıda gördüğünüz gibi bir yazıya doğru yaklaşıp hamlemi yaparak sade
bir satın alma prosedürünü tamamladıktan sonra tepsimde tüm yemeklerim
ile bir masaya demir aldım. Amacım salata yemek olduğu için zaten çerez
kıvamında olan "ana yemek" denen arkadaşı selamladıktan sonra salatamı
bitirdim ve tabağımla tekrar "AÇIK BÜFE" ye giderek salata doldurdum.

İşte tam bu noktada sahneyi durduralım ve sorumuzu soralım; "Açık
Büfe" ne demektir?

Kaba bir tanımla benim gibilerin az para vererek rahat rahat karınlarını
doyurabildikleri nadir mekanlardan biridir. Daha doğal bir tanımlama ile
aslında açık büfeler insanların "sınırsız" olarak yemek aldıkları mekan
demektir. Bu mekanın iki kuralı vardır; birincisi yemeği siz alırsınız,
yani garson falan yoktur. İkincisi yemek sınırsızdır. Bu kurallar
arasında "büfenin üstü açık olmalıdır, tente veya çadır tarzı bir oluşum
olmamalıdır" gibi bir madde kesinlike yoktur. Dalga geçiyorum
sanıyorsunuz değil mi?

Gelin ikinci tabak salatımı açık olduğunu sandığım ve adı "Açık Büfe"
olan büfeden aldıktan sonra görevlilerle yaşadığım diyaloğu inceleyelim

Görevli: "Efendim ikinci tabağınızın ödemesi yaptınız mı?"
Ben: "Ne ödemesi? Açık büfe değil mi?"
Görevli "Büfe açık ama ödemeli"
Ben: "Anlamadım. Açık Büfe demek "istediğim kadar alırım"
demektir"
Görevli: "İstediğiniz kadar alabilirsiniz ama bir defa!"

İşte tam bu noktada bende bir kısadevre oldu. Sigortaları tekrar
açtıktan sonra adama mini bir "Açık Büfe Nedir?" semineri verdikten
sonra ödememi yaparak acilen koşar adımla uzaklaştım. Canım anadolumda
"açık büfe" mi vardı? Cem Yılmaz'ın deyimi ile "Açık Büfe ile mi
doğdun?" Bilmiyorsan ne olduğunu neden yazarsın oraya kardeşim? Off
offf...

Görgüsüzülük No:2

Yine günlerden bir gün İstiklal Caddesin'de sevgili dostum Alexis Kalk
ile yürüyoruz. Farklı bir yerde yemek yiyelim dedik ve etrafımıza
bakmaya başladık. Bir binanın üçüncü katındaki bir restoranın
tavanındaki kartonpiyer desenlerden etkilenerek "İşte burası"
dediğimizde iş işten geçmişti. Kartonpiyer desenler bize sanki "Osmanlı
Hanedanlığından" kalma bir ortamda yemek yiyeceğimiz vaadini bulunurken
biz çoktan restorana girmiş sipariş verme adımına geçmiştik. Menüye
baktım ve "günahlardan hangisini işlesek" sorusuna cevap bulamayınca
garsona bir soru sordum ve devamı geldi...

Ben: "Tatlı şarabınız var mı?"
Garson: "Şaraplarımızın hepsi tatlıdır beyefendi."
Ben: "Nasıl yani? Normal şarabınız yok mu?"
Garson: "Şaraplarımız normal ve tatlıdırlar"

Demek ki neymiş; kartonpiyerle beraber epey pahalıca bir mekan tasarımı
kaliteli ortam yaratmaya yetmiyormuş. Sevgili garson kardeş "tatlı
şarab"ın ne olduğunu bilmiyor ve kendisinden karpuz istermiş gibi tadı
yerinde şarap istediğimi sanıyor. Bu arbedeyi atlattıktan sonra çin
böreğinin yanında soya sosu vermediklerini söylediğinde ben çoktan
kendimden geçmiştim.

**Görgüsüzülük No:**3

Artık alkol kullandığımı herkes biliyor sanırım. Eh atalarımızdan kalma
rakımız var diyerek mini bir savunma ile devam edelim. Yine ortamına
baktığımızda "lüks" diyebileceğimiz bir bara girdik, bu sefer hikayemiz
KKTC menşeli :) Bu noktadan sonra aklınıza gelen tüm garip düşünceleri
silmeniz için size 10 saniye veriyorum.

Alkol çeşitliliği konusunda beni hayran bırakabilecek derecede bir
altyapının bulunduğu yavru vatanda girdiğimiz bu barda garsondan
"Mariachi" istedim. Bilmeyenler için açıkliyim; "Mariachi" aynı
Coca-Cola gibi marka ile ürün isminin artık birleştiği bir isimdir. Yani
isim bir marka ismi olmaktan çıkar ve ürünün ismi olur. Bugün "Mariachi"
dediğinizde X bir bar görevlisi rahatlıkla sizin limonlu bira
istediğinizi anlar. Oysa...

Ben: "Ben bir Mariachi aliyim"
Görevli: "Ondan yok efendim. Nedir o?"
Ben: "Limonlu bira, yok mu?"
Görevli: "İsterseniz biranızın içine limon atabiliriz!"

Allah'tan Bloody Mary falan istemedim, votkanın içine domatesi löp atıp
getirecekti herhalde. Seni kim bu bara garson yaptı? Büyük ihtimal ile
dekorasyona yığınla para yatıran amcalar değil!

Peki herkes bunları biliyor mu da konuşuyorsun?

Hikayelerim biraz "Ekmek yoksa paste yiyin" modunda olabilir. Benim
karşılaştıklarım bunlar oldu. Mesele şu ki, siz bir müşteri olarak
yukarıda bahsettiğim gibi bir sürü detayı bilmeyebilirsiniz. Örneğin
kimse yemek sonrası çatalın yere bakacak şekilde tabağa bırakıldığında
garson tarafından tabağın alınmaması gerektiğini, oysa yukarı bakacak
şekilde bırakıldığında ise garsona "tabağımı al" mesajının verildiğini
bilmez. Burada esas dert bunları konuyu meslek edinmiş kişilerin de
bilmiyor olması. Kalifiye olmayan çalışanların hak etmedikleri
konumlarda çalıştırılıyor olması, ucuz işçilik peşinde koşulması sanki
yazılım sektörünü ve yazılım ürünlerimizi etkilemiyor mu?

Böylece zerzenişlerim serime bir yazı daha eklemiş oldum. Yorumlarınızı
bekliyorum...