Dertli Kerem Geri Döndü! Nereye gitmişti ki?

0 dakikada yazıldı

6398 defa okundu

Düzenle

Sanırım artık herkes benim "Derli Kerem" serimi biliyor :) Bir yenisi
daha karşınızda...

Marketing çılgınlığı!

Geçenlerde yirmi yaşlarında bir kardeşim "Yoruldum artık kod yazmaktan.
Pazarlama tarafına geçmek istiyorum.
" dediğinde nasıl güleceğimi
şaşırdım bir an. Yanlış anlamayın bu cümleyi söyleyen arkadaşımı çok
severim, güldüğüm şey aslında içerisinde bulunduğumuz durumun ta
kendisi. Bugün etrafıma bakıyorum da bir "pazarlama" çılgınlığıdır
gidiyor. Pazarlama ile ilgili dergiler, kitaplar, söyleşiler,
seminerler, konferanslar... Seminerlerime katılanlardan en azından
bazıları hatırlayacaktır, özellikle Anadolu'dakilerde benim de üstüne
basa basa söylediğim bir şey vardı "Siz burada bir şeyler yapıyor
olabilirsiniz, ama kimsenin bundan haberi yoksa bu işin hiçbir değeri
yok.
" Tabi abartılmış bir cümle olduğunun farkındayım fakat satışın
hayatın her alanındaki önemi çok büyük ve bir işi yapmak kadar onu
satabilmek de önemlidir. Ammaaaa.... ÖNCE İŞ YAPMANIZ GEREK.

İş yapacak adam yok!

Sektöre bakıyorum ciddi bir kalifiye eleman açığı var. Bunun üzerine
yeni mezunların ciddi bir kısmı da yukarıda bahsettiğim "pazarlama
çılgınlığı" dalgasına kapılınca gidişatımızın cidden kötü olduğunu
söyleyebilirim. Ben üretici bir adamım, pazarlama benim için "gerektiği
kadar" var olması gereken bir olgudur hatta beş senelik bir şirket
sahibi olarak yeni öğreniyorum bile diyebilirim. Üretim benim
önceliğimdir. Herkes böyle olmak zorunda değil fakat bize üretecek
adamlar da lazım.

Geçenlerde genç bir dostumuzdan (Başka bir genç:)) yine bir mail aldım
"Nasıl sektörde adımı duyurabilirim?" demiş kardeşimiz. Cevabım basit
oldu: "Güzel işler yaparak" Bunun için "iş nasıl yapılır" onu öğrenmen
gerek. Amaç yanlış. "Nasıl tanınabilirim?" sorusunun sorulduğu sektör
başka bir sektör. Oysa belli ki bizim sektörle ilgili gençlerin yanlış
bir önyargısı var veya durumu yanlış yansıtmışız. Tabi şimdi bana şöyle
bir cevap verebilirsiniz "Eh sen tanınıyorsun?". Ne yani her tanıyan
gelip bana haftada bir haraç mı veriyor? Tanınmak güzeldir, hoştur ama
risklidir de. Sevdiklerinizin sayısı arttıkça sevmeyenleriniz da artar,
basit bir denklemdir aslında bu. Kendi adıma konuşayım, benim hoşuma
giden insanlara yardım etmek, bu nedenle "tanınmak" da bu amaca hizmet
ettiği için bana yarıyor. Daha çok insana yardımcı olabiliyorum. Sizin
yerinizde olsam "Peygamber misin kardeşim sen?" diye ukalaca
çıkışabilirdim :) Basit bir cevapla "değilim" :) ama benim yardım
konusundaki zayıflığımı taaa lise veya ortaokuldaki arkadaşlarımdan bile
öğrenebilirsiniz. (Referans : Istanbul Erkek Lisesi 11 Fen H). Neyse
beni geçelim :)

Teşekkür edelim, ettirelim

Konuyu çok feci değiştireceğim :) Başlıktan belli olmadı mı? Konumuz
anaokulundan bir konu; teşekkür etmeyi öğrenelim. Geçenlerde çok fazla
"teşekkür" ettiğimin farkına vardım. Yakın bir dostumla yemek yiyorduk
ve bana yemeğin sonunda garsona toplam 24 kere teşekkür ettiğimi
söyledi. Detay olarak belirtiyim, çorba, iskender, koladan oluşan bir
menüydü. Yani 24 tabak yemek yemedim. Sonraki hareketlerimde biraz
dikkat ettim konuya ve gördüm ki garsonun hesabı getirmesinden tutun,
kolayı bardağıma doldurmasına kadar her aşamada refleks olarak teşekkür
ediyorum. Sonrasında "Gariplik bende" sendromundan akıllıca sıyrılıp
etrafıma bir göz attım ve gördüm ki en gerekli durumlarda bile kimse
kimseye teşekkür etmiyor. Teşekkür etmeyi unutmuşuz ey millet!

Bu aslında kısır bir döngü gibi. Kimse kimseye teşekkür etmeyince herkes
"Zaten bu onun görevi" şeklinde bir düşüncenin arkasına saklanıp "Abi
para vermedik mi tabi ki getirecek yemeği!
" moduna giriyor. İki sorum
var "Teşekkür etsen başın mı ağrır?", "İnsanlar yaptıklarına teşekkür
etseler hoşuna gitmez mi?
" Şimdi oturup düşünün ve siz de kendi
hareketlerinize dikkat edin. Eminim "Teşekkür ederim" demek içerisinde
yaşadığımız ortamı çok daha yaşanabilir kılacaktır.

Türkçe elden gidiyor!

Dertli Kerem bu sefer "ortaya karışık" dertler döküyor, farkındayım. Bir
sonraki konu belki de ağızlara sıkça sakız edilen bir konudur fakat ben
farklı bir bakış açısıyla başlamak istiyorum.

Lise yıllarından başlayarak internette ve dergilerde yazılar yazmaya
başladım. darkhardware.com'da o
zamanlardan kalma yazılarım hala durur. Lisedeyken PCWorld multimedya
editörüydüm. O zamanlar günlük Türkçe kullanımına bakış açım bugünlerden
farklıydı. İngilizce kelimelerin gün içerisinde konuşmalarda
kullanılmasına çok kızardım. Oysa bugün inanmazsınız o kadar fazla
İngilizce kelime kullanıyorum ki! Bazen cümle bile kuruyorum :) Bu
değişikliği engelleyemedim. Fakat Allah'ü Şükür hala Türkçe'yi yeri
geldiğinde düzgün kullandığıma ve yazdığıma inanırım. Mesele şudur ki
son zamanlarda dehşet bir yozlaşma var! Özellikle yazılı Türkçe ile
ilgili. Bu durum konuşulan Türkçe'nin yozlaşmasından daha tehlikeli.
Çünkü konuşulan Türkçe zaman içerisinde sürekli değişebilir fakat yazılı
aynı kaldığı sürece herkes bir şekilde bir limana demirli demektir. Oysa
yazılı Türkçe de değiştiği anda artık nerelere gidebileceğimizi tahmin
bile edemezsiniz.

"SenınLe TanısTıgım İçiN Joq MuDLuYum..."

Bu nedir ya? Hatta "What is this?" :) Belki böylesini anlarlar. Türkçe
mi bu? Zar zor da olsa ben anlayabildiğime göre sanırım, evet, Türkçe.
Ama hayır! Ben Türkçemin bu hale gelmesini istemiyorum.

**Yaratık 1:**sLm npr?;)
**Yaratık 2:**eiim jnm senten npr?

Nasıl yani? Gençlik bu hale mi geldi? Kendimi bir an çok yaşlanmış
hissettim. Bu arada uç noktada olduğunu tahmin etmek istediğim bu
örnekleri benimle paylaşan sevgili Doğukan Demir'e buradan
teşekkürler. Gözlerimi açmamı sağladı. Ben hala "dahi anlamındaki de" ve
"soru anlamındaki mi"nin ayrı yazılması derdini çözemedik sanırken bir
de baktım ki ohoooo....

Peki bu sadece bizde mi var? Yani sadece dilini çürüten biz miyiz?
Aslında değiliz. Böyle sorunları hep salt kendimize mal etmeyi severiz
ama durumun aslı farklı. İngilizce'yi ele alalım. Bakalım aşağıdaki
yazılanı okuyabilecek misiniz?

Funky Man 1: sup?
Funky Man 2: nm u?

Biliyorum, biliyorum. Bizden kesinlikle geri kalmazlar. Hemen yukarıdaki
yazışmanın düzgün İngilizcesini de sizinle paylaşayım da rahatlayalım.

Funky Man 1: What's up?
Funky Man 2: Nothing much, you?

Şimdi gelelim sadede; İngilizcedeki ile bizdeki yozlaşma arasındaki fark
çok önemli. Onlar yazışmayı kısaltmaya çalışırken biz bu konuda onlar
kadar başarılı olmamakla beraber bazen yazıyı uzatabiliyoruz bile.
Bunların hepsinin internetteki MSN yazışmalarında kaldığını sanıyorsanız
yanılıyorsunuz. Doğrudur bir kısmı gerçekten sadece internette
kullanılıyor ama bir de bakıyoruz ki gençlerimiz İnternet olmuş çıkmış.
Bunu zaten engelleyemeyiz. İnternet gün geçtikçe daha çok hayatımızın
bir parçası olacak ama umarım düzgün Türkçe yazabilmek de sadece
yazarların tekeline kalmaz. Belki blog dünyası bu işi kurtarır mı? Belki
de kalıcı yazılar daha ciddiye alınır diye tahmin edebiliriz. Zaman
gösterecek, ama bu soruna eğilmek gerek.

Hepinize iyi hafta sonları ;)