Dertli Kerem'den 2009 yılı incileri...

0 dakikada yazıldı

9261 defa okundu

Düzenle

Neredeyse bir yıl olmuş Dertli
Kerem

yazıları yazmayalı. Bu aslında bir aralar kendi kendime "yeter artık
konuşma iş yap" dememden kaynaklandı :) Sonrasında sanırım uzun bir süre
konuşmayı unutmuşum ve onun yerine 2009 yılında 113 makale ve 44 görsel
ders çekmişim. Vay be neredeyse her güne birşey düşecekmiş :) Webiner ve
seminerleri de bunlara katarsak sanırım her gün bir şeyler yapmışım :)

Her neyse konumuz "kişisel reklam" değil. Aslında bu yazıda yapmak
istediğim 2009 yılı boyunca biriktirdiğim taşları eteklerimden dökmek.
Kendime "sus" diye diye tuttuğum bu düşünceleri 2010 yılına taşımak
istemiyorum :)

Eldeki malzemenin kalitesi üzerine...

Bir süredir canım sıkılıyor. Her anlamda yüksek seviyeli içerik
üretilmiyor / üretemiyoruz. Bu seminerlerimizden tutun yazdığımız
makalelere kadar yansıyor. Durumun nedenlerinden biri bu kaliteli
içeriği üretecek/tüketecek bilgi birikimine sahip olmamamız. Bilgi
paylaşımına harcanan zaman ile "deneyim" kazanmaya harcanan zaman
arasındaki dengeyi tutturamamak bir süre sonra elde "deneyim"
kalmamasına neden olabiliyor. Ve maalesef bizim sektörümüzde herşey
"deneyim" meselesidir. Bilmek yetmez!

Genel resme bakarak "guru" olarak tanımlanmanın nasıl geliştiğine bir
göz atalım isterseniz. Şu an öyle veya böyle orada veya burada :) kabul
edin veya etmeyin bu yazıyı okuyan çoğu kişi beni "Silveright Guru"su
olarak tanımlayacaktır. Peki neden? Çünkü ben bu blogda makeleler
yazıyorum ve bildiğimi gösteriyorum fakat acaba gerçekten doğru şeyleri
mi biliyorum? Bunu kim tartacak? Yani "Guru" olmanın yolu salt
elinizdeki bilgiyi paylaşmak için zaman harcamak mıdır? Yoksa esas Guru
tüm gününü SL karşınızda projelerle harcayan kişi midir?

Şimdi düşünelim ki benim hiç SL deneyimim yok. Hiçbir proje yapmamışım
başından sonuna kadar! Sadece SL kitapları okumuşum, makaleler okumuşum.
Hatta SL öncesinde Flash ve ActionScript deneyimim de yokmuş! Sizce bir
guru olabilir miyim? Olmamam gerekir! Ama oluyorum! Hiç hayatımda
uygulamadığım şeyleri, kullanmadığım şeyleri belki de hiçbir okuyucumun
hayatında karşılaşmayacağı ve uygulamayacağı şeyleri anlatarak!
Ulaşılmazı oynuyor ve "Guru" oluyorum!

Tam da bu senaryonun kurbanı olan o kadar çok (özellikle genç) kardeşim
var ki sektörde! Guru diye örnek aldıkları kişilerin anlattıklarını
benimseyen oysa aslında söz konusu Guru'nun boş bir tenekeden farklı
olmadığını anlayamayan gençlere çok üzülüyor ve bu Guru'ları yaratan
internete bazen kızmıyor değilim.

Hadi gelin Guru olalım!

Adım 1: Hemen facebook'a gidiyorsunuz ve "50. Ahmet'in Guru olmasını
istiyoruz
" adında bir grup kuruyorsunuz! Önünüze geleni davet
ediyorsunuz ve her davetinizin kabulu ile Guruluk diyarında bir level
daha atlıyorsunuz. Sonrasında hemen bir blog açıp iki üç makale
koyuyorsunuz ve etrafta gördüğünüz Gurumsu'lara (Bu yeni bir tür Guru
türü) mail atarak fikirlerini soruyorsunuz. Oysa daha ortada fikir
soracak hiçbir halt yok! Amaç sadece "Bak ben burdayım" demek! Sonra
hemen fake bir kitap yazmaya başlıyorsunuz ve twitter/friendfeed'de
"50.Ahmet'in Pattern anıları" kitabım yakında çıkacak diye
duyuruyorsunuz. Hatta aman unutmayın "Kitabımız için Microsoft'taki
ekiplerden destek alıyoruz" diye de belirtin! Ne de olsa kimse o
ekiplere gidip soracak değil, yalandan kim ölmüş!

Adım 2: Trendlere uyun! Ve hemen bir open source projeye başlayın!
Ouallachi E-Commerce sistemi olarak adlandırdığınız projenizin
mimari tasarımını yapmayı unutmayın. Mimari tasarımı solution explorer
screenshotları ile paylaşın ki herkes anlasın! UML falan anlamaz bu
millet?!? Yoksa Guru mu anlamıyordu? neyse.... Projeye her ülkeden 10
developer alın! Kesinlikle daha az olmasın! Her ülkede bu konudaki
Gurumsu'ları bulun ve projenize davet edin. Daveti kabul edip etmemeleri
önemli değil siz davet mailini atın kabul etmezlerse de projenin
sitesinde yazın adamların adını! Ne yapacak zorla evinize mi gelecek!

Adım 3: Seminerler düzenleyin! Hemen! Seminer boyunca salt geyik yapın
ortada yapılmış hiçbirşey olmasın önemli değil. Zaten seminere katılan
sayısından çok seminer yaptığınızı duyanların sayısı önemli. Amaç
"seminer yapmış" olmak değil mi? Aynen öyle! Atıp tutmayı unutmayın ama
öyle bir atın ki kimse ulaşıp da attığınızı kontrol edemesin. Hani
örneğin sallayın "SQL Server kodlarını paylaştılar ekibimizle SQL'den
canlı video stream ediyoruz" falan gibi okkalı sallayın ki insanların
"bunlar sallıyor" deme cesareti de olamasın!

Adım 4: Ha bu arada gençleri de kandırın ve o her ülkeden 10 kişi
aldığınız developer ekibi vardı ya her birine "Manager" ile biten
ünvanlar verin ki havalı olsun. Eh artık siz de 100
developerlık/managerlık bir ekibi yönetiyor gözüküyorsunuz... Daha ne
olsun yeme de yanında yat bu Gurunun!

Adım 5: Silikon vadisinde ofis kurun! Şaka tabi kurmayın ama kurduğunuzu
söyleyin. Maliye kaydı bile olmayan bir firma atın ortaya anında
sitesini yapın. Araya bir de start-up soksanız süper olur. Şöyle saçma
sapan bir fikir bulun bunu paketleyin güzelce. Birkaç dandik TV kanalı
bulun hiçbir yerden çekmeyen. Onlara gidip röportaj verin zaten adam
arıyorlar. Bu röportajları hemen internette paylaşın. Gazetelere Silikon
Vadisindeki ofisinizin adresi ile basın açıklaması yollayın ne de olsa
kimsenin adresi kontrol edeceği yok. Bu sürede parasız kalmamak için de
bir şirkete girip müşteri temsilcisi falan olarak çalışın ama bunu
kimseye söylemeyin karizmanız dağılmasın!

Şimdi diyeceksiniz bu adımların hepsini sen nereden biliyorsun? Son 9
aydır bu adımları adım adım atanları izliyorum! Pazarlamacı
zannediyorlar kendilerini yeni teknolojinin nimetlerini doğru
kullandıklarını sanıyorlar. Oysa hepsi birer boş fıçı... Daha ilginci ne
biliyor musunuz? Onlar aramızdalar!Bu yolda zavallı ne olduğunu
anlamayıp havalanan gençleri de görüyorum! Oturup kod yazacaklarına, iş
öğreneceklerini kanat çırpıp duruyorlar yanlış rüzgarlarda.... 

Kuru Kuru Guru Guru!

Aslında dinlemek, okumak, öğrenmek! "Vay be! Neler varmış?" demek... Ne
kadar hoş değil mi? Kuru kuruya bir Guruyu dinlemek yazdıklarını okumak.
Oysa daha biraz önce ben ne dedim? Bir kalitesizlik var etrafta diyorum
ey Ahali! Peki ne yapacaksınız buna karşın? Artık bırakın okumayı! Artık
bırakın izlemeyi! Artık bırakın dinlemeyi! Artık biraz KOD YAZIN! Proje
yapın! Onu okuyan, bunu okuyan ve herşeyi öğrenmeye çalışan fakat bir
türlü bir halt beceremeyen bir gençlik doğuyor! Hani derdik ya "İnternet
koca derya ne istersen bulur, öğrenirsin..." Yeter artık! Bırakın
öğrenmeyi de biraz da iş yapalım! Öğrene öğrene Guru oldunuz zaten!
Böyle Guru istemiyoruz...

Guru'nun çilesi üzerine.... (Yiğidi öldür hakkını ver!)

Bir yandan da Guru olmak da kolay değil emin olun. Guruyum diyip tüm
yukarıdakilerin tam tersine deneyimlerinizi paylaşmaya ve yukarılardan
uçmaya kalkarsınız bu sefer "işe yararlılık" kısmında bir bakarsanız
aşağılardasınız. Anlattıklarınız hiç bir halta yaramıyor. Eh hadi
dersiniz biraz daha basit şeyler anlatiyim... bu sefer size her Guru
denildiğinde kendinizden utanırsınız. Biliyorum birkaç paragraf önce
yazdıklarımla çakışıyorum ama her iki tip Guru da var ortalıkta!
Anlayacağınız Guru olmak kolay değil veya bazen de çok kolay! Kolaydan
olmayan Guruları bulmak gerek.

Mimari tasarım ve işi kitabına göre yapmak...

Şu an bu yazımı okuyup iş hayatında olanlar, bir şirkette çalışan
developerlar eminim sırası ile yukarıdan aşağıya anlattığım herşeye ÇOK
şaşırmışlardır. Farkındayım! Bahsettiğim dünya sizlere göre biraz farklı
bir dünya. Şimdi bu bizim garip dünyamızda bir de "Mimari Tasarım"
çılgınlığı / endişesi var. "9.Mehmet Pattern'ini öğrendik ve tüm
projemize implemente ettik" diyen canım kardeşimin içindeki "Oh be
sonunda işi kitabına uygun yaptım" hissiyatinin ne kadar da yanlış
olduğunu bakalım bu paragraflarda anlatabilecek miyim...

Bir yazılımcının hayatında belirli bir dönemi tanımlayan "yahu ben kod
yazıyorum da acaba düzgün mü yazıyorum" yıllarına denk gelen guruların
etrafta artması sebebi ile kitle olarak yazdığımız kodları bir düzene
sokma ihtiyacı hissediyoruz / hissettiriliyoruz. Bu ihtiyaç belirli
senaryolarda çok doğru olsa da genel geçer doğrular arayan biz
beyinsiz/kendi kararını veremeyen developerlar olarak hemen bir çözüm
bulup onu her yerde uygulayabilmek istiyoruz. Ağır gittiğimin
farkındayım....

Bugünlerde tasarım desenleri üzerine yazı yazmak çok popüler :) Nitekim
bu şekilde verilen mesaj aslında "ben artık kod yazıyorum zaten, önemli
olan nasıl yazdığındır" şeklinde bir üst kademeden seslendiğini
gösterebilmek (ki durum bu bile değil). Oysa belki de nasıl yazdığın her
yerde önemli değildir değil mi? :) Özellikle bir VB'ci olarak ben bunu
çok iyi bilirim inanın bana... Her neyse... Yazılım tasarımı
kavramlarının kişisel tatmin modunda kullanımına dair tehlikeyi
önümüzdeki birkaç yılda atlatacağımızı düşünsem de şimdiden bu konuya
ufak bir parmak sokmak istedim suyu bulandırmak adına. Ama siz de
popülizme katılmak isterseniz bir sonraki makalenizde aslında basit bir
konu olsa da kesin başlığında "Pattern/Desen" kelimelerini kullanın ki
"ulu" birşey etkisi yaratsın :)

Daha dündü sanırım :) Çok güzel bir mail aldım. Mailde yazan arkadaş
neyi nasıl yaptığının ve doğru yapıp yapmadığının süphesine düştüğünü
söylüyordu. Ve özünde bu şüpheye düşmesinin nedeni ise ortalıkta gezen
"tasarım desenleri" hikayeleriydi :) Özellikle benim gibi alaylı yazılım
geliştiricilerin çok ciddi şekilde içerisine düşebilecekleri çukurlardan
biri isimlendirmelerle ilgili. Bundan yıllar önceydi şirkette
XMLHttpRequest'i kullanmaya başlamıştık projelerimizde. Sonra "AJAX"
majax :) makaleleri internette dolaşmaya başladı. Nedir bu AJAX öğrenmek
lazım derken bir baktık ki bildiğimiz ve yıllardır kullandığımız
XMLhttprequest işte :D Şimdi aynı hikayeyi çoğu alaylı developer tekrar
tasarım desenlerinin ittirilmesi ile yaşıyor. Aslında çoğu hali hazırda
kullandıkları şeyler olsa da :) ingilizce isimlerini bilmiyorlar ve bu
bilmedikleri şeyi bilmediklerini sanarak kendilerini eksik
hissediyorlar! Oysa aslında biliyorlar :) İşte bu fake balona dikkat
diyorum!

Tabi buradan "tasarım desenleri yalandır" gibi bir sonuç da çıkmasın :)
fakat öyle "ezberlenen" şeyler değildir tasarım desenleri. Yeri
geldiğinde kullanılarak öğrenilen şeylerdir bunlar. Ezberlerseniz sonra
gülerler adama :) çünkü bu iş anlatarak / dinleyerek / okuyarak olmaz!
Ancak yaparak olur! Ya yapın ya da işinize yaramıyorsa sırf karizma
olsun diye uğraşmayın bu işlerle :) Salt "vay be" demek için okuyarsanız
da Allah iş güç versin diyorum.

Peki 2010'da ben neler yapacağım tüm bu dertlerle?

Hatırlarsanız bir hafta önce sizlerle bir anket paylaştım. Yaklaşık 400
kişi anketi doldurmuş. Dolduran herkese ÇOK teşekkürler. Çok ilginç
sonuçlar çıktı ankette ve ben de buna göre hareket etme kararı aldım.
Birincisi yazıların seviyelerini yükseltmemi isteyenler var ve şans
eseri bu istekte bulunan arkadaşlar İngilizce içerikleri de
okuyabildiklerini söylemişler. O nedenle 2010 yılında İngilizce blogumda
biraz daha farklı konulara değinip blogun İngilizce kısmını da daha
aktif hale getireceğim. Tabiri caiz ise bir üst seviye yazıları
İngilizce blogta yazacağım, giriş seviyesini ise Türkçe blogda tutmaya
devam edeceğim.

Görsel ders miktarını biraz arttıracağım çünkü çoğunuz görsel derslerin
daha yararlı olduğunu söylemişsiniz. Webiner serileri konusunda da güzel
geri dönüşler vardı, onları da ayrıca düşünüyorum.

INETA tarafında da planladığımız güzel şeyler var. 2010 başı ile beraber
Mobile, SharePoint, Pattern :) gibi konulara değineceğiz. Biliyorum
"Pattern" dedim ve çok karizmatik oldu ama benden söylemesi 2010
etkinliklerini kaçırmayın aklınızı alacağım :D INETA PRO Hit'imiz de
olacak ve bu sefer daha hardcore girip kimseyi affetmeyeceğiz.

Hepinize iyi yıllar! Seneye görüşmek üzere :) (Bu espri olmadan yıl
bitmez :P)